Öner Buçukcu Yazıları

“Sizin dergi taranıyor mu?”

Dergiler ile uğraşmam yeni değil. Mülkiye mektebindeki talebelik günlerimden beri her türlüsü ile iştigal ettim. Ama galiba en ilginç deneyimlerimi akademik dergilerle olan ilişkilerimde yaşadım. 2017’de doktorayı tamamladıktan sonra birkaç dergide hakemlik yaptım fakat daha öncesinde bir akademik derginin mutfağındaki her şeyi bizzat yaşayarak tecrübe ettim.

Bugün Türkiye’de akademik dergi alanında korkunç bir büyüme söz konusu. Neredeyse bütün fakültelerin kendilerine ait dergileri var. Bunların dışında çeşitli kurum ve kuruluşların da hakemli akademik dergileri mevcut. Ulusal dergi dizin listesinde çeşitli alanlardan toplam 1387 sonuç listeleniyor. Tıp alanında 400 civarında akademik yayın dizinlenirken sosyal bilimler alanında 646 dergi ULAKBİM tarafından dizinleniyor. Dizinlenmeyen dergi sayısının da yaklaşık bu kadar olduğu tahmin edilebilir. Nicelik açısından bakıldığında bu olağanüstü bir rakam. Ve fakat, hadi ULAKBİM tarafından taranan sosyal bilimler dergileri özelinde konuşalım, bu 646 derginin Türkiye’nin düşünce kamusuna, bırakın düşünceyi akademik hayatına katkısının çarpan etkisi ne diye sorarsanız alacağınız yanıt sıfıra yakın olacaktır. Durumu özetleyen bir yazı ya da bir tweet hatırlıyorum, şöyle bir başlığı vardı “Üzülerek söylüyorum, okunumuyorsunuz sayın akademisyen.” Hâl böyle olunca, nasılsa kimse okumuyor duygusunun verdiği cesaretle duvara yaslanan herhangi bir kimse “Türkiye mi ŞİÖ’ye girecek yoksa ŞİÖ mü Türkiye’ye?” gibi bir başlıkla bir makale hazırlayabiliyor. Buraya kadar anlaşılabilir olan süreç buradan sonra anlaşılamaz hâle geliyor: “İyi de böyle bir yazı bir akademik dergi tarafından nasıl yayınlanabiliyor, hakemler böyle bir dergiyi nasıl kabul edebiliyor?” Cevabı “tamamen duygusal” ya da “tamamen sosyal” galiba.

Seneler evvel bir akademik dergiyi neden çıkarıyorsunuz diye akademiyle uzaktan yakından alakası olmayan ama bir akademik derginin bütün sayılarına giriş yazma cesaretine sahip (ki bu muhtereme verilen bir fahri doktora sonrasında yazılarında, konuşmalarında Dr. unvanını kullandığını söylemişlerdi de inanamamıştım) banisine sual yönelttiğimde derginin ULAKBİM’de taranmaya başladıktan sonra ciddi bir gelir getirebileceğini söylemişti. Bu dergi süreç içerisinde amacına uygun olarak Türkiye’nin kültür, sanat ve siyasetine ilişkin meselelere odaklanmayı bir kenara bırakarak akademinin talep ettiği tarzda “para getirme” potansiyeline sahip başlıklarla sayılar neşretti. Para kazandı mı bilmiyorum, kazanmıştır belki ama Türkiye’de düşünceye hiçbir katkı sağlamadan yaşarken ölen dergiler mezarlığında konaklamaya başladı.

Tezkire’yi çıkarırken en fazla karşılaştığım sorulardan birisi “Sizin dergi hangi indekste taranıyor?” sorusuydu. Bir noktadan sonra yazar olmasını teklif ettiklerime o kadar sinirlendim ki daha yazıyı isterken hiçbir indekste taranmadığımızı söylemeye başladım. Yazı talebine karşılık da bu sebeple genellikle “hayır” olarak biçimlendi. 

Bugün mevcut koşullarda Türkiye’de bir akademik derginin düşünceye de akademiye de verebileceği çok fazla şey olduğuna inanmıyorum. Çok ciddi akademik dergiler var, onlar elbette bu söylediklerimin dışında. Uluslararası İlişkiler dergisi, İnsan ve Toplum dergisi gibi dergiler akademik katkı anlamda çok önemli, akademyanın izzetini kurtaracak işler. 

Gel gelelim, bir zamanlar her sayısı merakla beklenen dergiler o kadar yetersiz içeriklerle çıkıyor ki okur karşısına, bu durum onların standardında olmayan dergilerdeki vaziyet hakkında genel birtakım şeyler söylemeyi mümkün kılıyor. Toplum ve Bilim dergisi can çekişiyor. Kaç kişiden duydum, Doğu-Batı dergisini takip etmeyi 48 ya da 50. sayıdan sonra bıraktıklarını. Ki bu dergiler herhangi bir indeks tarafından taranma kaygısı gütmeyen prestijli, ciddi dergiler. Bu dergilerin bile nitelikli yazı bulma sıkıntısı çektiği bir entelektüel vasatta sayfa sayısı 900’e yaklaşan fakülte dergilerinin akademyamıza gerçekten katkı sağladığını söyleyebilir miyiz? Düşünce dünyasından bahis bile açmıyorum.Şimdilerde Türkiye Notları dergisi için zaman zaman “hangi indekste taranıyorsunuz?” sorusuna ara ara muhatap oluyorum. Bunu sorarken genellikle yazım kurallarını ve atıf sistemini de soruyorlar. Cevabım şöyle oluyor: “Hiçbir indekste taranmıyoruz, taranmak için de bir girişimimiz yok. Tek bir yazım kuralına sahibiz, yazıların 1200-2000 kelime arasında olması. Atıfa ilişkin bir kriterimiz yok. Tercihimiz atıfsız, yazarın ve yazarın kanaatinin görünür olduğu metinler.” İlginçtir, sosyal bilimler alanındaki indekslerden birisinden tarama için bir teklif geldi bu “non-academic” tavrımıza rağmen. Şimdilik beklemedeyiz zira teşvik başvurusunda dosyaya konulan bir dergi olup olmama konusunda endişelerimiz var.