Öner Buçukcu Yazıları

Bir Tartışmaya Kenar Notları

Mülkiye Mektebi’nde aldığım en ilginç derslerden birisi Baskın Oran’ın Milliyetçilik, Küreselleşme, Azınlıklar dersiydi. Baskın hocanın her sene güncellediği bir slaytı vardı. Bize e-posta olarak da göndermişti ama aradığımda bulamadım. O slaytta bir takım şablonları vardı. Mesela

İlkel kabilevi toplum -> Feodal toplum -> Kapitalist toplum 

diye ilerleyen, kendisinin de eklerle geliştirdiği şablonu ezberlemenizi isterdi. Bir sorunun cevabının bu şablonla alakalı olduğunu düşündüğüne soru sahibine “şablonumuzu hatırlayalım” gibi bir uyarıda bulunurdu. Birisine soru sorduğunda hemen cevap vermesini istemez “1 dakika düşün” derdi. En kızdığı kullanımlardan birisi “kültür emperyalizmi” kavramlaştırmasıydı. Baskın hocaya göre emperyalizm bir artı değer aktarım biçim olduğu için kültür emperyalizmi gibi bir kavramlaştırma anlamsızdı. 

Şimdi geriye dönüp düşündüğümde bu kavramı kullanma konusunda ısrar edenlerin sağcı ya da sağcılığa meyyal arkadaşlar olduğunu zannediyorum. Mektebin insanı alıklaştıran atmosferine eklenen kafa karıştırıcı bir dünya metnin içerisinden çıkmayı kolaylaştıran bir tarafı vardı bu kavramlaştırmanın. Tarihin belli bir döneminde Batı Avrupa ile Batı Avrupa dışında kalan dünyalar arasındaki makasın açılmasını anlamlandırmada korkunç bir kafa konforu sağlıyordu bu kavramlaştırma. “Batıdan ilmini değil ahlaksızlığını aldık” cümlesinin daha edilgen hâlinden başka bir şey değildi. Bu düşüncelerle uzun bir mücadeleden sonra ben bu kavramı kullanmayı bıraktım. Ama kültür meselesi üzerine düşünmeyi, konuşmayı sürdürdüm. 

Sonraki yıllarda beliren “kültürel iktidar” tartışmasını da çok anlamlı bulmadım. Özellikle İslamcı aydınlar belli bir çevrenin “Kültürel İktidar”ından oldukça muzdarip olduklarını sık sık belli ettiler. Arkadaşlarla konuşmalarımda sık sık hatırlattığım gibi, çalışkan bir “kültür muktediri” onları “eğer bu durumdan rahatsızlarsa daha iyisini yapmalılar, daha iyi film çekmeliler, daha iyi roman yazmalılar” diye er meydanına davet ettiğinde kulaklarının üzerine yatmayı tercih ettiler. 

Bir taraftan kültürel iktidar diye mızmızlanıp diğer taraftan Ahlat Ağacı’nın putunu dikip altında gölgelendiler. “Kültürel iktidar” gözlüğüyle bakıldığında Ankara’da kültürel iktidarın odaklaştığı yer Bayındır 2 Sokak’ta, “mahallenin muhtarı”nın, mahalle sakinleri tarafından “şaheser” diye tebcil edilen derlemesinde adı / kitabı bir kere geçsin diye Kitapça’da karnı şişesiye çay içenleri de bu bâbda anmadan geçmek olmaz.

Bir keresinde yayın çevrelerinde bilinen birisi bir telefon konuşmamızda kültür meselelerinde Gramscian anlamda bir cephe stratejisi ile hareket edilmesi gerektiğinden bahsetmişti. Ben meseleye bu kadar kategorik bakmadığımı, baksam bile “Türk sağı”nın böyle bir cephe oluşturacak niteliklere sahip olmadığını düşündüğümü söylemiştim. Bana cephe stratejisi ile hareket etmek gerekiyor diyen kimse belli bir süre sonra “kültürel iktidar” tartışmasının odağına yerleştirilen dergide yazmaya başladı. 

Kültürel iktidar tartışmasını yürütenlerin aslında işin kültür tarafıyla değil de iktidar tarafıyla ilgilendikleri kanaati bende hasıl olduğu için yazdım bunları. Dikkat ettim, “kültürel iktidar” tamlamasını duyduğunda kulağı dikilenler süreç içerisinde bir belediyenin kadrolu ya da part-time çalışanı haline gelip “kültür” faaliyetleri yürütmeye başlamışlar. Bazıları ise çeşitli devlet kurumlarının “kültür yayını” nev’inden hazırlayacakları eserlere ücreti mukabilinde memur edilmiş ancak iş biraz ciddileşince kültürden ve iktidardan anladıkları oldukça kısıtlı olduğu için işi ellerine yüzlerine bulaştırıp yarıda bırakmak mecburiyetinde kalmış.